Markalaşma
Markalaşmak sanıldığı kadar zor olmamakla birlikte gerçekçi süreçlere dayalı bir satranç oyunu gibi düşünebiliriz. Adımların kararlı atılması bu uğurda harcanan emek ve paranın da pek düşünülmemesi gerekiyor. Yapılan çalışmalar marka itibarı için yapıldığı sürece hiçbir zaman kötü sonuçlarla karşı karşıya kalınmamıştır. Elinizdeki imkanları maksimum düzeyde kullanmak ve verimliliği artırma adına harcadığınız efor, size öyle veya böyle geri dönecektir. Günümüzde Çeşitli yollarla marka itibarını korumak, markayı ön plana çıkaracak konulara değinmek, oldukça kolay. Yıllar geçtikçede insanlar bu yolları görüyor. Cüretkar oluşlar insaların ne yapmak istediklerini, ne yapmaya çalıştıklarını ortaya çıkarıyor. Korkmadan atılan tüm adımların meyvaları zaman içersinde toplanıyor, Peki hala neden durup düşünülüyor? tabikide ortaya plan, program, elle tutulur bir metaryal konulmadığından. Sanıldığı kadar zor değil ama insanlar genelde sözde kalmayı tercih ediyorlar. Projelendirme hep kafada, tasarım hep lafda kalıyor. Kampanyalar üç beş kişiye bırakılıyor. Sonrasında?yapılmamış, beynimizin geri dönüşüm kutusunda bekleyen bir sürü ıvır zıvır. Firmalar markalarına önem veriyorlar, evet ama; doğru projeyi üretmek yine firmalara kalıyor. Günmüz ajansları 25 30 firmaya çalıştıklarında misyonlarını tamamladıklarını düşünüyor firmalar onlardan talepte bulunmadıkları sürece, sadece aldıkları, alacakları paranın hesabını yapıyorlar, ürün yada hizmetin gelişimi söz konusu bile olmuyor. Bazen ellerindeki güçleri eften, püfden, ödüllerle göstermeye, onlarla övünmeyi çok seviyorlar, oturdukları muhitler çalıştıkları ofisler hep birinci sınıf bu dereceye nasıl geldikleri ortada; hastalıklı bir sürü ürün, firma, marka, devamlı birbirleri arasında paslaşıyorlar firmaları. Futbol takımları gibi bu yıl hangisi şampuyon olacak önceden belli, firmalar dağıtılıyor, hastalıklı firmalar tedavi ediliyor, yeni imaj çalışmalarıyla sömürülüyor bir sonraki yıla tekrar bir hastalık yapıştırılıp başka ak babalara yem ediliyor. Hoş herkez memnun halinden memleketimin reklamvereni önceki güzel çalışmaların hazzından dolayı yıl sonundaki kötü reklamları görmez oluyor. Tüketici zaten uyuyor. Kalite farkı hep yurtdışı, orayla özdeşleşmiş. Eğitim, sağlık, gıda, “en kalitelisi avrupada dadır” güzelim türkiyem de kaliteli varmı? tabikide yok “olmaması gerekiyor.” Öyle gösterilmesi lazım yoksa hedefler yok olur hedef siz olunca da olmaz. Tetikleyen ne varki? değilmi? işin aslına bakacak olursak birileri birilerinin üzerinden para kazanırkan marka itibarı söz konusu bile değil. Festfood kültürü markaların üzerine öylebir yaşıpmışki anlık tatlara, anlık hazlara alışmışız. Oysaki, bir vosvos yıllara meydan okuyor markasını marka yapıyor, bir bosch sözüyle markasını ölümsüzleştiriyor. Sözler yapıtlar ani vuruşlar kalıcı oluyor. Günümüzde marka olan kaç firmavar? “marka var” es kaza bir creatifin yanlışlamasıyla kendini tamamlamış birmak tane o kadar. Gerisi ise sadece anlık hazlarla, deyim yerindeyse saç telinde geziniyor. Ha rezil oldu, ha olacak. Markaların tedavi süreçleri, marka olma yolunda anlık hazlar tadarken ki harcadığı zaman kadar süre alıyor. Ani ve hızlı değişimler ise marka sahiplerinin midesini bulandıracak kadar baş döndürücü, bu değişim onlara ağır geliyor. Ani bir perhiz gibi ama buna dayanlamarı gerektiğini düşünmüyorlar. işleri doğru yapan insanlar var fakat herkez alıştırılmış. Markalar hastalıklı, markaların tedavi olması gerekiyor, kendinize ve markanıza iyi bakın kesinlikle birileri size yapışmış ve sizi günden güne emiyordur, sizi ne hasta nede iyi yapıyor, biz buna kitlesel ilaçlama diyoruz. ilaç herkeze veriliyor, hastalık teşhisi koyulmadan ve herkez buna uyuyor uyuştuğunda ise acı da hissedilmiyor. malip sevinçler yaşanıyor, depresif olamıyorsun çünkü iğne geliyor…
Yorumlar